Yıldızlı geceler, sağır ve ağlamaklı sabahlar doğuruyor. Karanlığın içinden çıkan sisler etrafa dağılıyor ve bilemiyorum bana değen elin rengini. Demli bir bardak çaya hasret kalıp, mantar tarlalarında patates topluyorum; garip…
Sağır ve ağlamaklı sabahlarda, benim kulağım delik, gözlerim kupkuru.
Sağır ve ağlamaklı sabahlarda, sesler daha başka çınlıyor etrafta, yankılar cevap buluyor. Zengin bir kent haritası üzerini kaplıyor sisli dünya, gecekonduları gizliyor. Sisli dünya, sağır sabahları hayata bırakıp kaçıyor, tek bir renge bürünüp kalıyorum öylece; garip…
Sisli dünya, sağır sabahlarda çatlak ellerini gözlerime sürüyor ve kör bakıyorum kendi hayatıma; garip…
Sağır sabahların çok sesli akşamlarında, düşüncelere dalıyorum. Odamın ışığını bile yakmadan, körlükle bakıyorum önüme; bu yön hangisi, bu yol nereye?
