hayat ıslak işte; içimde ürpertiler ve bir yağmur kalmış; yeşeren beynim solmak üzere...

hayat ıslak işte; içimde ürpertiler ve bir yağmur kalmış; yeşeren beynim solmak üzere...

hayat ıslak işte; içimde ürpertiler ve bir yağmur kalmış; yeşeren beynim solmak üzere...

acı acıyı besliyor; yara yarayla birleşip deşiyor ciğerimi. güneş kuytu köşelere kaçıyor; göçüyor buralardan; başka bir diyarın bronz madalyası olmaya gidiyor. çelik bir grilik dolduruyor üstümüzü; mıknatıs parçaları düşüyor yukardan; parçalıyor tenimizi; hayat çelik bir grilikte yeşil seraplar gördürüyor; mavi hayallerle süslüyor işkencemizi.
yara yarayı besliyor ve koyu kırmızı bir kan kaplıyor tenimizi. soğuk ve ıslak kalıyoruz ter içinde; tüylerimiz bir kaktüsün dikenleri gibi dokunanı zehirliyor…

yara yarayı besliyor ve yarılıyor çelik grilik; bir ejderha uzatıp başını düşlerimize var gücüyle bağırıyor; ateşler saçılıyor ağzından; terimiz ıslanıyor ve ıslak kalıyoruz yine, tüylerimiz ateşe değen saman gibi yanıyor. mavi hayaller çöküyor ve çelik griliğimize açıyoruz gözlerimizi…

ve insanlar görünüyor; hepsi ayrı kabukların altında birbirine benzeyen…

ve insan ister istemez sürü içine karışıp alçılıyor siyah tüylerini beyaza bulanmak için…

ve insanlar görününce çoğu kez bir ağrı saplanıyor mideme; içim kalkıyor elimde değil… her ağızdan çıkan tanıdık cümleler ve hep bacakarasından kurulan hayaller… ununu eleyip eleğini asmış bir gelecek nesil, uygun adımda geliyor üstümüze. bir gelecek görünüyor ki karanlık ve sisli… gelmemesi gereken bir gelecek geliyor küfürbaz ve ateşler saçarak ağzından….

burada yarısı bitmiş bir çürük elmadan ısırıklar almaya devam ederken; hayat ıslak işte; içimde ürpertiler ve bir yağmur kalmış; yeşeren beynim solmak üzere… ve böyle ağlarken içten içe özlüyorum kendimi; ben nerdeyim neden böyleyim diye ısırıyorum bir parça daha. ağzımda kurdun vücudu; tadına bakmadan tükürüyorum günleri; tatsız bir işkence bu: acı yok tatlı da…unutulup gidecek silik günler yaşanıyor. silik ve sinik yaşanıyor. silinmeye mahkum bu günlerde, sahte gülücükler ve herkese benzeyen kuru bir maskeyle harcıyorum kendimi bu ellerde… kendi kozamı örmüş ve olabildiğince steril; kalabildiğimce temiz kalmaya çalışıyorum…


7
Ocak / 08

Bir Gece

Kategori: Deneme, Yazılı Sanat | Etiket: | Yorum Yok »

Bir Gece

Bir Gece

Yalnızlık tadında bir gecenin içindeyim. Sigaramın ucunda kıpkırmızı bir ateş. Odamın duvarlarından yankılanan notalar; gitarın iç gıcıklayıcı sesi; hüzün, sevinç, hüsran, umut, umutsuzluk… Karmakarışık bir dünyada darmadağın bir haldeyim… Orada olma isteğim tüm damararımdan fışkırıyor… Gökyüzünde asılı kalmış yıldızlara haykırıyorum öfkemi, çaresizlikten…. Uzun uzun dalıyorum bomboş bir sayfaya… Sonra….

Sonra yazdığım herhangi bir harf gibi şekilsizleşiyorum. Sanki sigaramı ben içmiyorum, o beni içiyor, yağmur yağmıyor benim eriyen, yıldazları gözleyen ben değilim onlar beni izliyor….

Büyük bir ürkeklikle yazıyorum ve bir huzursuzlukla yaşıyorum. Unutulmuş anılar buluyorum her elimi attığım yerde. Ve yaşanmamışlıklar suçlayan gözlerle bakıyorlar geçmişime. Geleceğe doğru fırlatıyorum izmariti, bir kabus olup beni geçmişime kovalıyor. Çekip alamıyorum kendimi geçmişimle duruşumdan. Yenmiyorum, yenilmiyorum… Saldırmıyor, saldırıya uğramıyorum. Dudaklarımdan bilmediğim bir şarkının sözleri dökülüyor ve her bilinmeyenden korktuğum gibi her bir sözcüğümden korkuyorum. Karmakarışık bir iklimde benzeri olmayan bir bitkiyim; mevsimsiz soluyor aniden yeşilleniyorum. Gülerken ağlıyor bakarken görmüyorum. Yağmurda ıslanmaktan mutlu oluyor, aydınlıkta tedirginleşiyorum… Uzun süre susuyor birden haykırıyorum ya- sesim duyulmuyor, kayboluyor sesim, bulamıyorum…