9862 gün geçmişti o zaman, şimdi 365 daha eklendi üzerine. 8760 saat… Yürüyerek, konuşarak, koşarak, yorularak, dinlenerek, uyuyarak, gülerek, kızarak, bağırarak, susarak… Hepsinde de sonuna kadar yaşayarak geçen 8760 saat daha eklendi yaşam öyküme. Ve artık 10.000 gün devrilmiş, 227 gün daha uzanmış yanına.
10.227 gün boyunca, parçalara ayrılabilir insan, tekrar birleşir. Umutlara ve umutsuzluklara boğulur, yine de iyileşir. Sessizliklerde kaybolur, seslerle buluşur. Bazen dostlarda bulur huzuru, bazen acı çekerek kurtulur. Yeşeren de kendisidir, çürüyen de. Şarkı söyleyen de odur, küfreden de.
Ve en sonunda, sadece kendimiz olmak için varız burada, tüm yapabileceğimiz bu. Beni ben yapmak için akıp giden 10bin küsür gün, yüzbinlerce saate elveda derken, kendim olma yolumda yeni yılımla buluşuyorum bugün.
even when you’ve paid enough
been put upon or been held up
with every single memory of
the good or bad, faces of luck
don’t lose any sleep tonight
i’m sure everything will end up alright
you may win or lose
Tatil biter… Sabah yatıp akşam kalkmalar, haftalarca traşsız dolaşmalar, plansız ve zamansız günler gider…
Bu tatilde deniz tuzu değmedi tenime, güneş sol kolumu yaktı defalarca direksiyon başında, ama neşeli bir koşuşturmaca, mutluluk vaad eden heyecanlarla doluydu. Bu uzun tatilden sonra, kısa bir süre ev işleri ve ardından yeni dönem hazırlıklarıyla tekrar rutin günlere başlıyorum. Tabi müziksiz başlanmaz, Vampire Weekend ile dönüyorum bekleyen işlerime.
Holiday, O Holiday!
And the best one of the year
Dozing off underneath my sheets
While I cover both my ears
Bundan iki yıl önce Sir Ken Robinson’un, okulların yaratıcılığı nasıl öldürdüğünü anlattığını konuşmasını yayınlamıştım. Geçtiğimiz Şubat’ta, Robinson, TED’de yeni bir konuşma yaptı. Bir öncekinin devamı niteliğindeki bu yeni konuşmasında, bu sefer tüm eğitim sistemlerinde sürekli iyileştirmeler yapıldığını ama eğitimde asıl ihtiyacımız olanın bir dönüşüm, bir başka deyişle, devrim olduğunu anlatıyor. Konuşması her zamanki gibi eğlenceli, ilgi çekici ve bilgilendirici. Ve tabi ki artık TED’in altyazı özelliği sayesinde Türkçe altyazılı.
Konuşmasından bir bölümü sunuyorum önsöz olarak:
Bütün herkes üniversite okumalı düşüncesiyle eğitim veriyoruz. Ama aslında herkes üniversiteye gitmek zorunda değil, en azından hemen gitmek zorunda değil. Birkaç ay önce tamamen iyi niyetle yazıldığını düşündüğüm bir sloganla karşılaştım. “Üniversite Anaokulunda başlar” diyordu. Hayır, başlamaz. Anaokulunda başlayan şey akaokuludur. Ama etrafımızda, çocuğunu doğru anaokuluna yazdırmak için yarışan bir veliler topluluğu görüyoruz. Hatta anaokulları, bu çocukları seçerken mülakatlar uyguluyorlar, hem de 3 yaşındaki çocuklara! Düşünün ki bu çocuklar, zor beğenen üyelerden oluşan bir kurulun önüne oturup, önlerine özgeçmişlerini koyuyorlar. Üyeler özgeçmişlere bakıp
- “Hepsi bu kadar mı?” diye soruyor.
- “36 aydır yaşıyorsun ve tüm yapabildiğin bu kadar mı? Başardığın hiçbir şey yok, ki ilk 6 ayını da belli ki süt emerek geçirmişsin!“
2006′dan beri gezmediğim diyar kalmadı. Bloggerdan çıkıp yola, Joomlalara uğradım, fazla durmadan devam ettim yola, o ülkede kalamadım. WordPress’e düştü yolum, sevdim, gidemedim, ev sahibime verecek param kalmayana dek. Mecburen koyuldum yola, döndüm ana yurduma. Sonra, sonra youtube diyarına giden yolları kesenler, benim evimin yolunu da kapattılar. Ve ben de arayıp, misafirperver bir ev sahibi buldum, kuruş verme kal burda dedi. Ve yeni elbiseler aldım kendime, yenilendim geldim size. Buyrun, devam edelim.