Sonra müzik...

… Sonra müzik başladı. Başımın etrafında dönen notalar ve saçlarımı titreten bir enstrüman. Dolgun ve kızıl dudaklardan süzülen bir büyü. Gittikçe büyüyen bir mekan ve hiçbir bağlama oturmayan bir hikaye. Gerçek ve düş. Her yer ve hiçbir yer. Her zaman ve hiçbir zaman. Herkes ve hiçkimse. Sonra müzik hızlandı. Notaların etrafında dönen yüzler ve enstürmanları titreştiren sesler. Sıska ve titrek dudaklardan dökülen elveda kelimeleri. Gittikçe daralan bir alan ve hep [...]

 

Hep

… Sonra ellerim kan olsun istiyorum. Gözlerimden ateşler yağsın, yansın oksijene değdikçe, kabarsın, alevler yalayıp dursun hücrelerimi, bedenim baştan aşağı yansın diyorum. Nasıl çıkarım? Nasıl çıkılır bu gecelerden? Nasıl kaçılır sesten? Nasıl çıkar sesim kaçarken? Nasıl çıkacaksam ordan başlasın istiyorum. Nedir gök, yer nedir? Nedendir? Nedendir tüm uzuvlarımın titremesi, tüm tüylerimin hazırolda beklemesi? Nerden gelir uzak, yakın nerden izlenir? Nerden özlenir özlenenler? Nerden unutulur özleyenler? Seslerden kaçıp da çıktığımda geceden, [...]

 

Nereye yine?

Yıldızlı geceler, sağır ve ağlamaklı sabahlar doğuruyor. Karanlığın içinden çıkan sisler etrafa dağılıyor ve bilemiyorum  bana değen elin rengini. Demli bir bardak çaya hasret kalıp, mantar tarlalarında patates topluyorum; garip… Sağır ve ağlamaklı sabahlarda, benim kulağım delik, gözlerim kupkuru. Sağır ve ağlamaklı sabahlarda, sesler daha başka çınlıyor etrafta, yankılar cevap buluyor. Zengin bir kent haritası üzerini kaplıyor sisli dünya, gecekonduları gizliyor. Sisli dünya, sağır sabahları hayata bırakıp kaçıyor, tek bir [...]

 

 
Balloon Boy
 
 

Inflate - Deflate

Balonlarız bizler de, rengarenk, şekil şekil. Her nefeste biraz daha büyüyoruz. Kimimiz daha baştan defolu çıkıyor, sönük, bekliyor atılmayı. Kimimiz olgunluğuna ulaşamadan patlıyor, bazen kaza ile, bazen sebep kötü niyetli bir iğne. Sonra havada duruyoruz bir süre, elden ele geziyoruz. Kimimiz bir odada sürdürüyor hayatını, bazen diğer odaları da görüyor birilerinin eşliğinde. Kimimiz açık havada bulutları seyrediyor, sonra birilerinin elinden kaçıp, uçup gidiyor uzaklara, haber bile vermiyor bir kimseye. Halimizden [...]

 

Sormadın ama anlatayım

5 çekmece boşalttım bugün, yerlerine tekrar dizmek için. Dizdim. Beğenmedim. Kalsın dedim. Bir odadan diğerine geçtim, soğuktular. Dışarı çıkmaya niyetlendim, giyindim, evin kapısını açtım, sokağa baktım. Rüzgar dinmiş, yağmur başlamıştı. Kapıyı kapattım. Bilgisayarı açtım, bir sigara yaktım, çok içtim bugün dedim, söndürdüm, bilgisayarı kapattım. Uzandım bir süre, kalkıp pencerenin karşısında durdum, dışarıya baktım, yağmuru dinledim, gri gökyüzünü izledim, kediler mahallenin çöpünü karıştırıyordu, bir köpeğin havlaması duyuluyordu uzaklardan, tek bir insan [...]

 

Oda

Kapı aralandı ve içeride bulduk kendimizi. İçerisi kapının aralığından dolan aydınlıkla zar zor seçiliyordu. Yerde yeni döşenmiş laminant parlaklığı, gözlerimizde ince ışıltılar yaratıyordu. Etrafa bakındık, alışılmamış bir mimari, biraz beğeni biraz da korku ile doldurdu içimizi. Alışkanlıklar alışılmamışları yadırgatıyordu, her zaman olduğu gibi. İlk adımı ben attım biraz ileriye ve onun elinden tutup çektim yanıma doğru. Arkamızdaki açık kapının içeri doldurduğu ışıkla, loşlukta zorlukla seçilen odada göz gezdiriyorduk. Zamanımız boldu, [...]

 

Burda

Bir hayalet misali kaçıp gitmek bir sis bulutunun içine, farkedilmeden. Sonra dönüp arada sırada, kapı önünden içerdeki sesleri dinlemek, içeriye hiç girmeden. Kafamıza bir silah gibi dayanmış duran, korktuğumuz, kılımızı kıpırdatamadığımız, karşı çıkamadığımız tabular tüm duyulan. O küçük çocuğun önem verdiği her şey; eve geç gelmek, oyuna dalıp bırakmamak, oturup durmak zorunda olmamak, uzun sıkıcı konuşmaları dinlememek, en yüksek ve tiz oktavdan detone şarkılar bağırmak, geç yatmak, erken kalkmak, yemeğini [...]

 

Geri Dönüşüm

Bir başıma duruyorum bu masada, yalnız, kimsesiz. Etrafım bomboş, gelen, gören, bakan yok. Bir göz, bir ses,  bir sıcaklık, bir soğukluk… Yok… Sonra görünüyorsun uzaktan, bir telaş var gözlerinde ve beni görünce gülüyor sanki mutluluktan gözlerin, gülümsüyorsun. Yavaşça dokunuyorsun tenime. İçimi dolduruyor, içimi ısıtıyorsun, ağır ağır bir sıcaklık dolduruyorsun içime. Sonra tutuyorsun beni ellerinle, sarıp sarmalayıp dudaklarına götürüyorsun, dudaklarınla dokunuyorsun, içimi içimden alıp, içine akıtıyorsun. Buğulanıyorum ben, şevkten, zevkten, sıcağından, [...]

 

Bittiğinde Başlayan Film - The Fountain

Bir 16. yüzyıl şövalyesi, bir doktor ve uzayda bir seyyah-keşiş. Aynı öyküyü iki ters bir düz üç iplik ile dokuyup, herkesin kurabileceği bir cümleyi, çok tanıdık bir hikayeyi, büyük bir ihtişamla ve unutulamayacak güzellikte gözlerimize akıtan bir çeşme The Fountain. Gitmek üzere olanın, kalana bırakabileceği en güzel hediyeyi verir Izzi Tom’a, öyküsünün sonunu yazacaktır, artık devam edilemez biçimde sonlanmış bir öykünün sonunu. Tom, Izzi’den hediyesini aldıktan kısa süre sonra, kendi [...]

 

Çay

Bir çay daha doldurduğumda saat 3’ü geçiyordu. Nalan’ı uyandırmadan çıkmak için parmaklarımın ucuna basa basa balkon kapısına ulaştım ve hızlıca dışarı attım kendimi, birkaç damla damlatmıştım beyaz halımıza “Sabah yine fırtınalar kopacak” diye düşündüm fazla önemsemeden. Sigaramı çıkarıp dudaklarıma yerleştirdiğim an çakmağı almayı unuttuğum beynimde şimşek gibi çaktı. Tekrar içeri dönmek, öyle bezdirici geldi ki bir an sigarayı bile bırakasım geldi. Yine de bu kadar çabuk pes edemezdim, fincanımı canım [...]

 

+365 since the last one

9862 gün geçmişti o zaman, şimdi 365 daha eklendi üzerine. 8760 saat… Yürüyerek, konuşarak, koşarak, yorularak, dinlenerek, uyuyarak, gülerek, kızarak, bağırarak, susarak… Hepsinde de sonuna kadar yaşayarak geçen 8760 saat daha eklendi yaşam öyküme. Ve artık 10.000 gün devrilmiş, 227 gün daha uzanmış yanına. 10.227 gün boyunca, parçalara ayrılabilir insan, tekrar birleşir. Umutlara ve umutsuzluklara boğulur, yine de iyileşir. Sessizliklerde kaybolur, seslerle buluşur. Bazen dostlarda bulur huzuru, bazen acı çekerek [...]

 

Tatil, ah tatil...

Tatil biter… Sabah yatıp akşam kalkmalar, haftalarca traşsız dolaşmalar, plansız ve zamansız günler gider… Bu tatilde deniz tuzu değmedi tenime, güneş sol kolumu yaktı defalarca direksiyon başında, ama neşeli bir koşuşturmaca, mutluluk vaad eden heyecanlarla doluydu. Bu uzun tatilden sonra, kısa bir süre ev işleri ve ardından yeni dönem hazırlıklarıyla tekrar rutin günlere başlıyorum. Tabi müziksiz başlanmaz, Vampire Weekend ile dönüyorum bekleyen işlerime. Holiday, O Holiday! And the best one [...]

 

Eğitim Devrimine Çağrı

Bundan iki yıl önce Sir Ken Robinson’un, okulların yaratıcılığı nasıl öldürdüğünü anlattığını konuşmasını yayınlamıştım. Geçtiğimiz Şubat’ta, Robinson, TED’de yeni bir konuşma yaptı. Bir öncekinin devamı niteliğindeki bu yeni konuşmasında, bu sefer tüm eğitim sistemlerinde sürekli iyileştirmeler yapıldığını ama eğitimde asıl ihtiyacımız olanın bir dönüşüm, bir başka deyişle, devrim olduğunu anlatıyor. Konuşması her zamanki gibi eğlenceli, ilgi çekici ve bilgilendirici. Ve tabi ki artık TED’in altyazı özelliği sayesinde Türkçe altyazılı. Konuşmasından [...]

 

 
 
 

9862. Gün

And this old world is a new worldAnd a bold worldFor me Stars when you shine you know how I feelScent of the pine you know how I feelOh freedom is mineAnd I know how I feel… That’s Why I’m Feeling Good… Merhaba yeni yaşım…

 

Yine Yollara...

Bir yaz daha geldi, uzun yollar serdi yine önüme. Öğleden sonra düşüyorum yollara. İstanbul, Bolu, Eskişehir ve belki sonra Bursa, Ayvalık ve İzmir. Yolları, yolculukları seviyorum aslında, ama her gidiş yine de ayrılmanın hüznüyle başlıyor, nereden ayrıldığım hiç farketmiyor. Zaten uzun aralarla dolan buralar uzun süre boş kalabilir ama “Ayakkabılarımın Altındaki Dünya” temalı fotoğraf blogum, ayağımın değdiği her yeni yerle büyüyecek. Takip etmek isteyenler Ground Under My Shoes adresine gidebilir [...]

 

 

Hukuk bunun için mi var?

İnternet çok başına buyruk bir mecra, pek çok konuşan kafa mevcut: kimisi gerçekten dinlenesi cümleleriyle renk katarken diğer bir taraf gereksiz ve düşünülmeden döküldüğü belli cümlelerle ortalığı karıştırıyor. Fakat özgürlüğün aslı da bu değil midir zaten? Düşünce suçu gibi bir saçmalıktan sıyrılmaya çalışıyorken, yerli yersiz her düşündüğünü [belki de sanal ortamdaki anonimlikten de cesaret alarak] yazabilen insanlar da çoğalıyor. Bu başına buyruk mecrada her söyleneni gerçekten kale almak ne kadar [...]

 

Foto: Gelibolu'dan

Gelibolu 57. Alay Şehitliği Çanakkale’yi denizden geçemeyen İtilaf Devletleri’nin 25 Nisan 1915 günü Gelibolu Yarımadası’na ve Kumkale’ye asker çıkarmalarıyla Çanakkale kara savaşları başlamıştı. 25-26 Nisan 1915 tarihlerinde Arıburnu’nda karaya çıkıp Conkbayırı’nda ilerleyen çıkarma kuvvetleri, 19. Tümen K.Kur.Yb. Mustafa Kemal’in 25 Nisan günü verdiği “Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve komutanlar geçebilir” emrini uygulayan Türk birliklerince durduruldu. Bu birliklerden biri Yb.Hüseyin [...]

 

 

O münzevi nerede?

Öyle anlar oluyor ki, korkutuyor insanı kendi gibi hissettiren her şey. Önce yeminler ediliyor uçurumlara düşmemek, doruklarda gezmemek adına… Bir zaman sonra bir uçurum görünüyor cezbedici, yeni bir zirve baştan çıkarıcı… Ve bu kez tırmanmak kanatlanmakla, düşmek uçmakla eşdeğer. Eriyen buz dağları içerde, içine sımsıcak bir bahar doluyor, çiçekler ve kelebeklerle. Ve el değmemiş bir gelecek için keşfe çıkılıyor. Bu el de nesi, bu gözler, bu saçların kokusu ne? Kim [...]

 

 
 
 

Every Little Piece

Yalnızlığa doğmadım ben, sonradan seçtim. Kime dokunsam birşeylerimi alıp gitti, kaybeden ben oldum takaslarımda. Kime sarılsam kaydı ellerim, kimi sarsam küçüldü, kayboldu. Dünya bir lanetti üstümde, tüm ağırlığını omuzlarıma yıkan. Her dokunuşumda kokumu bıraktım, her düşüşümde çığlığımı… Ağladığımda hıçkırıklarım kaldı, güldüğümde kahkahalarım. Sonsuza kadar çınlasın kulaklarınızda armağanlarım, yalnızlığıma sarındım, yattım… Farkında mısınız, sizde hala parçalarım. Every little piece in your life Will add up to one Every little piece in [...]

 

 
 
 

So it is - Again & Again

Ayak basacak bir kara ararken, nefes almaya çalışıyorum diğer yandan. Üstüme gelen dalgalar, tenime batan saatler, evcilleşmeyen bu okyanus… Söylenmemiş sözler var aklımda, keşkeler… Sonrası meçhul bir telaşta, tüm inkarlarımı itiraf ediyorum. Artık dönmeliyim ıskaladığım imkanlardan elimde tek kalan yuvama. Hiçbir şeye değişmediğim yuvama. Bu halimle de olsa; yalnız, dağınık, paramparça… Harcayacağım daha çok zaman var orada… Come out upon my seas Curse missed opportunites Am I a part of [...]

 

 

2008 Geçti Gitti

  Herkesin yeni yılı kutlu olsun öncelikle. 2008 yılı benim için nasıl geçmiş yakından bakmak istiyorum bu yazıda. 2008 yılına evde televizyon izleyerek girmişim :) 7 Ocak 2008′de nihayet Depresif Günlük şu anda ziyaret etmekte olduğunuz kendi domainiyle tanışmış. Host olarak Rodosweb seçilmiş ve yıl boyunca memnun kalınmış. Meslekte ilk yılın ikinci dönemi gayet güzel geçmiş. Sürücü kursuna gitmiş ve ehliyetime kavuşmuşum. Araba almayı kafama koymuş ve bir Twingo sahibi [...]