Remember Me
 
 

Remember Me

Bir filmi izlemek için kriter olarak afişini alırız önce ele çoğu zaman. Ya da belki bir fragmanını izleriz. Gazete/dergi eleştirilerine göz atarız ya da. Ben kritik yazıları kısmına hiç bulaşmam, IMDB puanları asla benimle senkronize çıkmadığı için genel beğeniye de pek dikkat etmem. Film seçerken, kimin oynadığına, kimin yönettiğine, hatta ismine bile dikkat etmem.  Sürekli takip ettiğim bir forumun film bölümünden, rastgele download ederim sürekli. Altyazı indirirken posterini görürüm, çoğu [...]

 

Bittiğinde Başlayan Film - The Fountain

Bir 16. yüzyıl şövalyesi, bir doktor ve uzayda bir seyyah-keşiş. Aynı öyküyü iki ters bir düz üç iplik ile dokuyup, herkesin kurabileceği bir cümleyi, çok tanıdık bir hikayeyi, büyük bir ihtişamla ve unutulamayacak güzellikte gözlerimize akıtan bir çeşme The Fountain. Gitmek üzere olanın, kalana bırakabileceği en güzel hediyeyi verir Izzi Tom’a, öyküsünün sonunu yazacaktır, artık devam edilemez biçimde sonlanmış bir öykünün sonunu. Tom, Izzi’den hediyesini aldıktan kısa süre sonra, kendi [...]

 

Savaşa Hair

Dönüp dönüp tekrar izlediğim ve her izlediğimde daha yoğun duygulandığım filmler vardır. Mesela Hair ya da Damdaki Kemancı veya Karanlıkta Dans… Hepsi müzikal oldu sanki neyse. Hepsinin sonu vurucudur; özellikle Karanlıkta Dans’ta bir 15 dakika kalkıp kapatamam filmi… Öyle kalır gözlerimi koca koca açıp akan caste bakarım. Ama bitiminden sonra en uzun donup kaldığım sinema şaheseri A Space Odyssey idi. Dün yine Hair’i izledim. O müthiş müzikalde “I believe in [...]