Sonra müzik...

… Sonra müzik başladı. Başımın etrafında dönen notalar ve saçlarımı titreten bir enstrüman. Dolgun ve kızıl dudaklardan süzülen bir büyü. Gittikçe büyüyen bir mekan ve hiçbir bağlama oturmayan bir hikaye. Gerçek ve düş. Her yer ve hiçbir yer. Her zaman ve hiçbir zaman. Herkes ve hiçkimse. Sonra müzik hızlandı. Notaların etrafında dönen yüzler ve enstürmanları titreştiren sesler. Sıska ve titrek dudaklardan dökülen elveda kelimeleri. Gittikçe daralan bir alan ve hep [...]

 

Sonra?

Sözlerin yankısı dinmeden başladı sessizlik, içerde devam eden bir fısıltı kaldı geriye. Hiçbir parça bağlı kalamadı. Hiçbir parça bütününe alışamadı. Her parça bir başka bütüne yamandı. Hiçbir parça bütününe alışamadı. Hiçbir parça tekrar kopmayı göze alamadı. Hiçbir parça, paramparçalığın izlerini söküp atamadı. Sessizlik, yok olmayan bir sessizlik. Varlığını her fırsatta duyuran bir sessizlik. Var olan bir sessizlik. Varlığı yoran bir sessizlik. Ses geçirmez bir sessizlik. Sonrası var olmayan bir sonra. [...]

 

Oda

Kapı aralandı ve içeride bulduk kendimizi. İçerisi kapının aralığından dolan aydınlıkla zar zor seçiliyordu. Yerde yeni döşenmiş laminant parlaklığı, gözlerimizde ince ışıltılar yaratıyordu. Etrafa bakındık, alışılmamış bir mimari, biraz beğeni biraz da korku ile doldurdu içimizi. Alışkanlıklar alışılmamışları yadırgatıyordu, her zaman olduğu gibi. İlk adımı ben attım biraz ileriye ve onun elinden tutup çektim yanıma doğru. Arkamızdaki açık kapının içeri doldurduğu ışıkla, loşlukta zorlukla seçilen odada göz gezdiriyorduk. Zamanımız boldu, [...]

 

Burda

Bir hayalet misali kaçıp gitmek bir sis bulutunun içine, farkedilmeden. Sonra dönüp arada sırada, kapı önünden içerdeki sesleri dinlemek, içeriye hiç girmeden. Kafamıza bir silah gibi dayanmış duran, korktuğumuz, kılımızı kıpırdatamadığımız, karşı çıkamadığımız tabular tüm duyulan. O küçük çocuğun önem verdiği her şey; eve geç gelmek, oyuna dalıp bırakmamak, oturup durmak zorunda olmamak, uzun sıkıcı konuşmaları dinlememek, en yüksek ve tiz oktavdan detone şarkılar bağırmak, geç yatmak, erken kalkmak, yemeğini [...]

 

Geri Dönüşüm

Bir başıma duruyorum bu masada, yalnız, kimsesiz. Etrafım bomboş, gelen, gören, bakan yok. Bir göz, bir ses,  bir sıcaklık, bir soğukluk… Yok… Sonra görünüyorsun uzaktan, bir telaş var gözlerinde ve beni görünce gülüyor sanki mutluluktan gözlerin, gülümsüyorsun. Yavaşça dokunuyorsun tenime. İçimi dolduruyor, içimi ısıtıyorsun, ağır ağır bir sıcaklık dolduruyorsun içime. Sonra tutuyorsun beni ellerinle, sarıp sarmalayıp dudaklarına götürüyorsun, dudaklarınla dokunuyorsun, içimi içimden alıp, içine akıtıyorsun. Buğulanıyorum ben, şevkten, zevkten, sıcağından, [...]

 

Çay

Bir çay daha doldurduğumda saat 3’ü geçiyordu. Nalan’ı uyandırmadan çıkmak için parmaklarımın ucuna basa basa balkon kapısına ulaştım ve hızlıca dışarı attım kendimi, birkaç damla damlatmıştım beyaz halımıza “Sabah yine fırtınalar kopacak” diye düşündüm fazla önemsemeden. Sigaramı çıkarıp dudaklarıma yerleştirdiğim an çakmağı almayı unuttuğum beynimde şimşek gibi çaktı. Tekrar içeri dönmek, öyle bezdirici geldi ki bir an sigarayı bile bırakasım geldi. Yine de bu kadar çabuk pes edemezdim, fincanımı canım [...]

 

Fotöykü: Yeşil Işık

Ve yine kırmızı. Tam arkandayım senin, dönüp bir baksan göreceksin. Saatlerdir ettiğin onca kelimenin titreşimlerini takip ediyorum. Kokunun arkasındayım, saç renginin peşinde. Sana yakın durabilmek için, kalabalık olsun diyorum bu şehir, daha kalabalık. İçim titriyor yine de, yakınlıkta korkular uyanıyor derinliklerimde, ellerimi saçlarına dokundurmamak için ceplerimde taşıyorum. Başımı eğiyorum öne sende kaybolmamak için. Ve hala kırmızı, burda debeleniyorum, içimdeki haykırışları, dalgananan kalbimi zor tutuyorum göğüs kafesimde. Bir dön bak diyorum, [...]

 

Fotöykü: Yanyana

Duruyoruz, yanyana. Sonbahar, yeşillikler yavaş yavaş çekiliyor, sarı bir hüzne bürünüyor etrafımız, gökyüzü gri bir plastik kapak gibi üstümüzde. Ağaçların eğri kolları açıkta kalmış, tüm utangaçlıklarıyla rüzgara umut bağlıyorlar savrulmak için. Hayat donuk ve mat. Beyaz evler daha bir hüzün katıyor mevsimimize. Sapsarı otlar sarılmış dört yanımıza, küfleniyoruz. Biz tekil acılarımıza bürünmüşüz, kolkola. Benim yaralarım iyice günyüzüne çıkmış, senin gözlerin ıslak. Kan çanağı gözlerimiz, belki o yüzden duvarlar kıpkırmızı geliyor [...]

 

In Other Words

Geceler kaçıp gider günlerin ardından. Bir korku ile kalır yaşlı adam orada, yaşlarıyla. Bu karanlığın son kahramanı ortaya çıktığı an, bir başka gerçeğin kapısı açılır ardından. Ve güzellik orada kalakalır, nedir ki güzellik sonunda? Eldeki bir hayat, daldaki bir çoğundan daha mı iyi? Oysa bu hayat, herkesin birbirini izlediği bir fanus değil mi? Çocuklar kalmış sadece, buz gibi gerçeklere dokunup da kahkahalar atabilen. Uzaklardaki altın topraklara ayak basmak, alışmak için [...]

 

O münzevi nerede?

Öyle anlar oluyor ki, korkutuyor insanı kendi gibi hissettiren her şey. Önce yeminler ediliyor uçurumlara düşmemek, doruklarda gezmemek adına… Bir zaman sonra bir uçurum görünüyor cezbedici, yeni bir zirve baştan çıkarıcı… Ve bu kez tırmanmak kanatlanmakla, düşmek uçmakla eşdeğer. Eriyen buz dağları içerde, içine sımsıcak bir bahar doluyor, çiçekler ve kelebeklerle. Ve el değmemiş bir gelecek için keşfe çıkılıyor. Bu el de nesi, bu gözler, bu saçların kokusu ne? Kim [...]

 

Bir Gece

Yalnızlık tadında bir gecenin içindeyim. Sigaramın ucunda kıpkırmızı bir ateş. Odamın duvarlarından yankılanan notalar; gitarın iç gıcıklayıcı sesi; hüzün, sevinç, hüsran, umut, umutsuzluk… Karmakarışık bir dünyada darmadağın bir haldeyim… Orada olma isteğim tüm damararımdan fışkırıyor… Gökyüzünde asılı kalmış yıldızlara haykırıyorum öfkemi, çaresizlikten…. Uzun uzun dalıyorum bomboş bir sayfaya… Sonra…. Sonra yazdığım herhangi bir harf gibi şekilsizleşiyorum. Sanki sigaramı ben içmiyorum, o beni içiyor, yağmur yağmıyor benim eriyen, yıldazları gözleyen ben [...]